Tamircinin Radyosundan Gelen Ses

Seni hırsız ilan ettikleri gün gerçekte kimin sustuğunu artık bilmelisin.”

Ustamın el yazısıyla yazılmış bu cümleyi okuduğumda, otuz yıldır göğsümde taşıdığım ağırlık bir anda büyüdü. Dicle yanımda diz çökmüş, yüzüme bakıyordu. Terk edilmiş sinemanın rutubetli duvarları arasında kâğıdı iki elimle tutuyor, ikinci satıra geçmeye cesaret edemiyordum.

“Usta,” dedi fısıltıyla, “ne yazıyor devamında?”

Derin bir nefes aldım ve okumaya başladım.

“Mahir, o gün atölyeden kaybolduğu söylenen on iki cihazı sen almadın. Bunu biliyordum. Çünkü cihazların nereye götürüldüğünü bilen üç kişiden biri bendim. Ama gerçeği söylemedim. Sen işinden, adından ve geleceğinden olurken ben sustum.”

Gözlerim karardı. Yıllardır tek istediğim, ustamın yüzüme bakarak masum olduğumu söylemesiydi. Şimdi o sözler önümdeydi ama onları söylemesi gereken adam hayatta değildi.

“Niye sustun?” diye bağırdım boş salona. “Beni oğlun gibi severdin. Niye?”

Mektubun devamında ustam, atölyenin sahibi Nihat Bey'in yıllar önce bir yardım kuruluşuna elektronik cihaz bağışlamayı kararlaştırdığını anlatıyordu. Depodaki on iki televizyon ve radyo, kırsaldaki öğrenci yurtlarına gönderilecekti. Teslimat gizli tutulmuştu; çünkü kuruluşun açılış töreninde bağışın açıklanması planlanıyordu.

Ancak Nihat Bey'in muhasebecisi, depodaki eksikliği fark edince durumu zimmet şüphesi olarak bildirmişti. O sırada teslim belgeleri ustamın kasasındaydı. Ustam, bağışa ilişkin önceden yaptığı kayıt hatasını itiraf ederse görevini kaybedeceğinden korkmuştu. Üstelik Nihat Bey hastanede yatıyor, teslimatı doğrulayacak kimseye ulaşılamıyordu.

Bütün bunlar, hakkımda tutanak tutulmasına engel olmamıştı.

“Demek bir imzadan korktu,” dedim. “Benim hayatımı mahvetmekten korkmadı.”

Dicle kutudaki diğer dosyayı açtı. İçinde mühürlü teslim tutanakları, cihazların seri numaralarını gösteren liste ve yıllar önce yardım kuruluşunda çekilmiş fotoğraflar vardı. Listede kayıp denilen her cihaz tek tek bulunuyordu.

“Bunlar seni kurtarabilir!” dedi Dicle.

Ama mektubun son paragrafı içimdeki umudu yeniden gölgeledi.

“Gerçeği açıklamak için yıllarca bekledim. Her seferinde utandım, sonra korktum. Belgeleri sakladığımda seni koruduğumu sandım; aslında yalnızca kendimi koruyordum. Beni affetmeni istemiyorum. Sadece benden daha cesur olmanı istiyorum.”

Devamını okumak için diğer sayfaya geçiniz 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir