Ama önce hastanede onunla konuşan adamın kim olduğunu söylemeliyim.”
Aras’ın bu sözlerini duyduğumda mezarlıktaki bütün sesler uzaklaştı. Savcı biraz önce tabuttan çıkan iki hastane bilekliğini inceliyordu. Oğlumun önünde diz çöktüm.
“Anneni hastanede gördün mü?”
“Yüzünü değil, baba. Sabah sen aşağıda telefonla konuşurken camlı kapının arkasındaydı. Kolunda annemin kırmızı örgü bilekliği vardı. Bir adam ona eğilip bir şey söyledi.”
Cavidan o bilekliği Aras’ın ilkokula başladığı gün örmüştü. Ucundaki düğümü hiçbir zaman çözememiş, bileğinden çıkarmamıştı.
“Adam ne dedi?”
“‘Dosyanın yerini söylersen oğluna dokunulmaz,’ dedi. Annem de başını çevirdi. Sonra beni görünce cama vurdu ama bir hemşire perdeyi kapattı.”
Dizlerimin bağı çözüldü. O sabah Aras’ın koşarak yanıma geldiğini hatırlıyordum. ‘Annem orada,’ demişti. Ben ise morgdan çıkacak raporu beklediğim için onu dinlememiştim.
Oğlum gerçeği söylemişti; ben acımın içinden başımı kaldırıp ona bakmamıştım.
Savcı, Aras’ın anlattıklarını kayda geçirmeleri için polislere işaret etti. Çocuğu yormadan, bir uzman eşliğinde ifadesinin alınacağını söyledi. Ardından hastanedeki iki hastanın kayıtlarının derhâl karşılaştırılmasını istedi.
Tabuttaki kadının bileğine takılmış ilk bantta yalnızca bir acil kabul numarası vardı. Üzerine geçirilmiş ikinci bantta ise Cavidan’ın adı yazıyordu. Adli tabip, bunun kimlik tespitindeki ciddi bir tutarsızlık olduğunu, kesin sonucun incelemeyle anlaşılacağını açıkladı.
Aras elimi çekti.
“Adamı tanıyorum. Annemin çalıştığı fabrikadan. Geçen hafta eve gelmişti.”
Bir anda hatırladım. Koyu renk ceketli, kravatını hiç gevşetmeyen fabrika müdürü. Cavidan’ı kapıda sıkıştırmış, bazı evrakların şirkete ait olduğunu söylemişti. Ben mutfaktan çıkınca konuşmayı kesmişlerdi.
Polislere adamın tarifini verdim. Savcı telefonu elinden bırakmadan konuştu.
“Önce yaşayan hastayı bulacağız. Hiçbir sonuca varmadan kimseye haber vermeyin.”
Mezarlıktan çıktığımızda güneş batmak üzereydi. Aras’ın ayakkabılarında taze toprak vardı. Bir saat önce karımı kaybettiğimi sanıyordum. Şimdi onu bulabileceğim ihtimali bile nefes almamı zorlaştırıyordu.
Hastaneye götürüldüğümüzde nöbetçi hekim eski kayıtları açtı. Yangın gecesi aynı ambulansla iki kadın getirilmişti. Biri dumandan zehirlenmiş, ötekinin başına düşen metal raf ağır yaralanmaya neden olmuştu. Kimlikleri ilk anda doğrulanamamıştı. Daha sonra eşyalara bakılarak isimler eklenmişti.
Devamını okumak için diğer sayfaya geçiniz