O sabah evimin önünde gelişen manzara, hakkında hiçbir şey bilmediğim küçük bir doğa harikası gibiydi. İlk başta toz veya veranda tuğlaları üzerinde hareket eden karıncalar sandım. Ama daha yakından bakınca, sıradan böcekler değil, gizemli kapsüllerinden yeni çıkmış minik peygamberdeveleri olduklarını fark ettim. Köpüklü bir kozayı andıran küçük, oval biçimli bir yapıdan -bir ootheca-narin, yarı saydam yaratıklar çıkmaya başladı. Vücutları sabah güneşinde parıldıyor, narin bacakları tuğlalara, havaya ve hatta birbirlerine tutunuyordu. Sanki duvarın kendisi nefes alıyor, canlı canlı. Yüzlerce minik peygamberdevesi yavaşça dağılarak minyatür bir ordu oluşturdu. Bu olguya "senkronize çıkış" deniyor; bu böceklerin tüm yavrularının neredeyse aynı anda doğduğu şaşırtıcı bir strateji. Büyülenmiştim: Doğa nasıl bu kadar hassas, düzenli ve bir o kadar da vahşi olabiliyordu? Cevap basit ve parlak: Bu minikler, geçen sonbaharda hava ılık ve çimenler hâlâ yeşilken yumurtalarını bırakan dişi bir peygamberdevesinin torunları.
Devamını okumak için diğer sayfaya geçebilirsiniz