Sakın annene söyleme, bu ikimizin aramızdaki sır

Anne..." dedi titreyen bir sesle. "Onu neden aldın? O benim..."

 

Derin bir nefes alarak ona doğru yürüdüm ve boyuna inip ellerini tuttum. "Defne, meleğim... Bu kutuyu ve içindekileri nerede buldun? Lütfen bana doğruyu söyle."

 

Gözleri doldu. Dudaklarını büzdü. "Söz vermiştim," diye fısıldadı. "Aramızda sır kalacaktı. Söylersem bir daha gelmeyeceğini söyledi."

 

Kalbim göğüs kafesimi parçalayacakmış gibi atmaya başladı. "Kim gelmeyecek bebeğim? Kiminle konuştun?"

 

Gözyaşları yanaklarından süzülürken başını eğdi. "Babamla," dedi tek nefeste. "Geceleri geliyor. Bazen başımı okşuyor, bazen de radyodan benimle konuşuyor. Dün gece bu ayıcığı getirdi. 'Annene söyleme, o henüz hazır değil' dedi. Ama sen buldun... Ya bir daha gelmezse?"

 

Duyduklarım karşısında beynim uyuşmuştu. Ne diyeceğimi, nasıl tepki vereceğimi bilemiyordum. Onu kollarıma aldım ve sımsıkı sarıldım. "Korkma," diyebildim sadece. "O bizi asla bırakmaz."

 

O gün nasıl geçti, saatler nasıl aktı hiçbir fikrim yoktu. Tek düşündüğüm eve dönmek, o odaya girmek ve radyodan gelecek bir cızırtıyı beklemekti. Akşam olduğunda Defne’yi her zamanki gibi yatırdım. Ancak bu kez kapıyı kapatıp gitmedim. Odasının köşesindeki tekli koltuğa oturdum ve karanlığın içinde beklemeye başladım.

 

Saatler gece yarısını gösterdiğinde, odanın içindeki hava aniden değişti. Mayıs ayında olmamıza rağmen içerisi buz gibi olmuştu. Kollarımı kendime sardım. O sırada, yıllardır bozuk olan ve fişi bile çekik duran eski radyonun kadranında sarı, cılız bir ışık yandı.

 

Nefesimi tuttum.

 

Önce hafif bir cızırtı, ardından dalga seslerine benzeyen frekans karışıklıkları duyuldu. Sonra, o ses geldi. Üç yıldır duymadığım, her gece rüyalarıma girmesi için dua ettiğim o tok, güven veren ses.

 

"Aylin..."

 

Adımı söyleyişiyle birlikte gözyaşlarıma hakim olamadım. "Sinan?" diye fısıldadım karanlığa doğru. Sesim titriyordu.

 

Radyodaki ses kesik kesikti, sanki çok uzaklardan, derin bir kuyunun içinden geliyordu. "Bulmuşsun... Sana hazır değilsin demiştim."

 

"Nasıl?" diye ağladım, ellerimle yüzümü kapatarak. "Nasıl buradasın? Sen... sen gittin. Biz seni toprağa verdik."

 

"Ben hep buradaydım," dedi ses. Biraz daha netleşmişti. "Ama şimdi zamanımız daralıyor Aylin. Sizinle iletişim kurmamın bir nedeni var. Kazadan önce ofisimden aldığım o siyah dosyayı hatırlıyor musun?"

 

Kaşlarımı çattım. Zihnim üç yıl öncesine gitti. Sinan bir sistem mühendisiydi ve kaza yaptığı gece çalıştığı büyük şirketin güvenlik açıklarıyla ilgili belgeleri taşıyordu. Dosya arabada bulunamamıştı, polis aracın alev almasıyla her şeyin yandığını söylemişti. "Evet," dedim yutkunarak. "Kül oldu dediler."

 

"Çünkü arabada değildi," dedi ses radyodan, bu kez daha acil ve gergin bir tonla. "Onu evin içine sakladım. Defne'nin odasında... Yer döşemesinin altında. Onlar dosyayı arıyorlar Aylin. O bir kaza değildi. Ve şimdi size yaklaşıyorlar."

 

Buz kestim. Bütün damarlarımdaki kanın çekildiğini hissettim.

 

"Kutuyu ve oyuncağı bu yüzden ortaya çıkardım," diye devam etti. Sesi yavaş yavaş uzaklaşmaya, frekans tekrar bozulmaya başlamıştı. "Dikkatini çekmek zorundaydım. Defne'yi al ve hemen bu gece evden çık. Dosyayı almayı unutma. Kime güveneceğin... kutunun altındaki gizli bölmede yazıyor..."

 

"Sinan bekle! Gitme!" diye bağırdım fısıltıyla, Defne'yi uyandırmamak için çabalayarak. Radyonun yanına atıldım ama sarı ışık çoktan sönmüş, oda o dondurucu soğukluğunu kaybetmeye başlamıştı.

 

Gözlerim karanlıkta, Defne'nin yatağının hemen yanındaki ahşap zemin kaplamasına kilitlendi. Üç yıldır yalnız bir anne olarak sadece kızımla huzurlu bir hayat kurmaya çalışıyordum. Oysa üç yıldır, tam ayaklarımızın altında, kocamın ölümüne sebep olan ölümcül bir sırrın üzerinde uyuyorduk.

 

Titreyen ellerimle halıyı kenara çektim. Tırnaklarımı ahşap döşemenin aralığına sokarken, hayatımın sıradan ve hüzünlü yas döneminin bittiğini, korkunç ve nefes kesici bir hayatta kalma mücadelesinin daha yeni başladığını çok iyi biliyordum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir