"O ipek elbiseye baktım," dedi Zeynep, sesi şimdi daha güçlü çıkıyordu. "Ama o elbisenin içinde annemin fedakarlığını ve babamın anılarını gördüm. Ben o elbiseyi giyemezdim. Babamın son hatırasının satılarak alındığı bir kumaş parçasını üzerimde taşıyıp burada sahte gülücükler dağıtamazdım. Bu yüzden dün öğleden sonra elbiseyi kutusuna koydum ve o lüks butiğe geri götürdüm. Mağaza sahibi önce kabul etmek istemedi ama ona hikayemizi anlattığımda elbiseyi geri aldı ve bana paramızı iade etti."
Zeynep elini o eski ceketinin cebine attı. Oradan küçük, ahşap bir kutu çıkardı. Kutuya sımsıkı sarılmıştı. "Sonra koşarak annemin saçlarını sattığı o peruk atölyesine gittim. Atölye sahibi saçları çoktan işlemeye hazırlamıştı. Ona yalvardım, ağladım ve elimdeki 500 doları masasına koydum. Ne pahasına olursa olsun annemin saçlarını geri istiyordum."
Zeynep yavaşça ahşap kutunun kapağını açtı. Kırmızı bir kurdeleye bağlanmış olan o uzun, sarı saç örgümü çıkarıp havaya kaldırdı. O an salonda adeta bir hıçkırık dalgası koptu. İnsanlar gözyaşları içinde ayağa kalkmaya başlamıştı.
"Ben bu gece buraya o 500 dolarlık elbiseyle gelmedim," dedi Zeynep bana doğru bakarak. "Çünkü hiçbir ipek elbise, hiçbir tasarım kıyafet, annemin benim için yaptığı bu fedakarlıktan daha güzel olamaz. Gerçek güzelliğin üzerimizde taşıdığımız kumaşlarda değil, kalbimizde taşıdığımız sevgide olduğunu bana annem öğretti. Babamın hatırası şimdi yeniden ait olduğu yerde, bizimle."
Artık bacaklarım beni taşımıyordu. Ayağa kalktım, gözyaşlarım sel olmuşken sahneye doğru koştum. Zeynep merdivenlerden inip bana doğru koştuğunda, salonu dolduran yüzlerce insanın alkışları ve ıslıkları yeri göğü inletiyordu. Birbirimize sımsıkı sarıldık, Zeynep başını boynuma gömdü. Elimdeki o kesilmiş saç örgüsüne dokunduğumda, on bir aydır ilk defa kocamın varlığını yanımda bu kadar güçlü hissettim. O gece kızım üzerinde eski bir kot pantolon ve yıpranmış bir ceket taşıyordu ama o salondaki tartışmasız en güzel, en parlak ve kalbi en zengin kız oydu