Kocam sözde “iş seyahatindeyken” ben de anne ve babamı karşılamak için havalimanına gidiyordum

Elif…? — dedi Mert kısık bir sesle. — Senin burada ne işin var?

 

Babası gözlerini ondan ayırmadan konuştu.

 

— Aynı soruyu biz de sorabiliriz. Hani iş seyahatindeydin?

 

Mert derin bir nefes aldı.

 

— Her şeyi açıklayabilirim.

 

— Hayır — dedi Elif. Sesi alçaktı ama kesin bir kararlılık taşıyordu. — Artık açıklama duymak istemiyorum.

Kadın bir adım geri çekildi.

 

— Mert, bunlar kim?

 

— Karısı — diye cevap verdi Elif’in babası. — Evde onu bekleyen kadın.

 

Sarışın kadının yüzü bembeyaz kesildi.

 

— Bana ayrı yaşadığınızı söylemişti…

Elif o anda içinde bir şeyin tamamen koptuğunu hissetti. Bu keskin bir acı değildi. Daha çok soğuk bir netlikti. Gerçeğin artık inkâr edilemeyecek kadar açık oluşu.

 

— Ayrı değildik — dedi sakince. — En azından bu sabaha kadar.

 

Mert çaresizce ona baktı.

 

— Lütfen eve gidelim, konuşalım.

 

Babası bir adım daha yaklaştı.

 

— Ev, sadece işine geldiğinde hatırlanacak bir yer değildir.

Etraflarında yürüyen birkaç kişi yavaşlamıştı. Gerginlik havaya sinmişti. Mert gözlerini kaçırdı.

 

— Beyefendi, lütfen karışmayın — dedi.

 

— Kızım acı çekiyorsa karışırım — diye karşılık verdi adam.

 

Kadın çantasını omzuna aldı.

 

— Ben burada kalmayacağım.

 

Elif başını salladı.

En doğrusu bu. Bir dahaki sefere biri sana “neredeyse özgürüm” dediğinde kanıt iste. Böyle sahnelerden kurtulursun.

 

Kadın tereddüt etti, sonra arkasını dönüp uzaklaştı. Mert bir an peşinden gitmek istedi ama durdu. İlk kez gerçekten yalnız görünüyordu.

 

— Hata yaptım — dedi alçak sesle. — Aptalca bir hataydı.

 

Elif yorgun bir tebessümle baktı.

 

— Hata kazara olur. Sen bunu seçtin.

 

Annesi koluna girdi.

— Hadi gidelim canım.

 

Ama babası son bir kez daha konuştu.

 

— Kızımın iyiliğini zayıflık sandın. Bu hayatındaki en pahalı yanılgı olacak.

 

Elif arkasına bakmadan yürüdü. Otoparka geldiklerinde gözyaşları artık durdurulamazdı. İçinde tuttuğu her şey bir anda boşaldı. Annesi onu sarıp sarmaladı. Babası sessizce arabanın kapısını açtı.

 

— Özür dilerim — diye fısıldadı Elif. — Bunları görmenizi istemezdim.

 

— Utanması gereken sen değilsin — dedi annesi. — O.

Eve dönüş yolculuğu sessiz geçti. Ama bu sessizlik ağır değildi. Daha çok bir yaranın kabuk bağlaması gibiydi. Elif camdan dışarı bakıyor, her geçen sokakta sanki eski hayatından biraz daha uzaklaştığını hissediyordu.

 

Eve vardıklarında daire bomboştu. Mert o akşam da gelmedi. Mesaj attı, aradı, yalvardı. Elif cevap vermedi. Bunun yerine bilgisayarını açtı ve faturaları, banka hareketlerini, sözleşmeleri düzenlemeye başladı. Babası masada bir kâğıda tanıdığı bir avukatın adını yazıyordu. Annesi çay demliyor, arada gelip kızının saçlarını okşuyordu.

 

Gece yarısına doğru Elif balkona çıktı. Omzuna bir şal almıştı. Şehir neredeyse tamamen sessizdi. Telefonu yine titredi. Mert’ten yeni bir mesaj: “Seni seviyorum. Hiçbir anlamı yoktu.”

 

Elif mesajı okudu ve sildi. Camdaki yansımasına baktı. Yorgundu. Yaralıydı. Ama gözlerinde uzun zamandır görmediği bir şey vardı: kararlılık.

Ertesi sabah sade giyinmişti. Elinde evrak dosyasıyla kapıya yöneldi. Babası gururla baktı.

 

— İşte benim kızım.

 

Elif hafifçe gülümsedi.

 

— Hayır baba. Bu benim. Gerçekten benim.

 

Ve uzun zaman sonra ilk kez bir şey kaybediyormuş gibi hissetmiyordu. Aksine, hayatını geri aldığını hissediyordu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir