Toplumun en derin köşelerinde, bazen görünmeyen, bazen de göz ardı edilen hayatlar yaşanır. Evsiz bir kadın, lüks bir restoranın kapısından geçerken, bir çok kişi bu anı sadece bir gösteri olarak görmekteydi; oysa ki belki de onun hikayesi, bir yudum kalp kırıklığı ve çaresizlikle doluydu. Her bakış, her fısıldaşma, insanlığın en karanlık köşelerine dair bir ayna tutuyordu. Ne yazık ki, birçokları için bu kadın sadece bir rahatsızlık kaynağıydı, ama onun içinde taşıdığı hayaller ve umutlar, kaybolmuş gibi görünüyordu. Etrafındaki lüks, onun yaşadığı yoksullukla zıtlaşırken, bu çelişki ruhumuza dokunan bir soru bırakıyordu: Biz kimiz? Gerçek anlamda zenginlik nedir? Belki de, gerçek zenginlik; verilen her lokmada, paylaşılan her gülümsemede gizlidir. Bu olay, sadece bir kadının hikayesi değil, aynı zamanda insanların birbirlerine duyduğu saygının ve merhametin de bir hatırlatıcısıydı. Belki de, bu lüks mekanın kapıları, sadece maddi varlıkların değil, aynı zamanda insanlığın kucaklaşması için de açılmalıydı.