22 Yaşımda 69 Yaşındaki Bir Kadına Âşık Oldum, Ölümünden Sonra Avukatının Verdiği Mektup Ailemin 50 Yıllık Sırrını Ortaya Çıkardı

“Makbule gerçeği öğrendiğinde yüzüme bakıp yalnızca, ‘Sen benim çocuğumu ikinci kez kaybettin,’ dedi. O günden sonra benimle konuşmadı.”

Gözlerim dolmuştu.

Sonraki satırlarda Nakiye, yaklaşık kırk yıl boyunca Suna'yı aradığını anlatıyordu. Eski adreslere mektuplar göndermiş, babasının akrabasının izini sürmüş, sonunda İzmir'e uzanan bir bağlantı bulmuştu.

Bir kadının başka bir isimle büyütüldüğünden şüpheleniyordu.

“Adı Nergis. Eğer araştırmam doğruysa annenin yıllardır kayıp olan ablası. Bütün belgeleri kitap kolilerinin içindeki kahverengi dosyada sakladım.”

Ziver'e baktım.

“Nakiye benim kim olduğumu biliyor muydu?”

“Başlangıçta hayır. Büyükannenizden bahsettiğinizde şüphelenmiş. Annenizin adını öğrenince bağlantıyı kurmuş.”

Nakiye'nin ailem hakkında sorduğu soruları hatırladım. Demek hepsinin bir sebebi varmış.

“Beni kullandı mı?” diye sordum.

Ziver duraksadı.

“Mektubunda bundan korktuğunu yazmış. Bu nedenle kitapları kabul edip etmeme kararını size bırakmış.”

Nakiye'yi özlüyordum ama ona kızıyordum da. Yine de gerçeği öğrenmek zorundaydım.

İki gün sonra dokuz koli kitabı teslim aldım. Altıncı kolinin dibindeki kahverengi dosyada sararmış fotoğraflar, adresler, mektuplar ve araştırma notları vardı.

En arkada yakın zamanda çekilmiş bir fotoğraf buldum.

Beyaz saçlı bir kadın çiçekçi dükkânının önünde gülümsüyordu.

Arkasında “İzmir, Karşıyaka”, altında ise “Nergis” yazıyordu.

O akşam doğrudan büyükanneme gittim.

Kapıyı açınca her zamanki gibi gülümsedi.

“Alperen, haber verseydin börek yapardım.”

Çaylarımızı alıp oturduk.

“Babaanne, sana Nakiye'yi soracağım.”

Elindeki kaşık tabağa düştü.

“Bu ismi nereden biliyorsun?”

“Çalıştığım bakım merkezinde tanıştık.”

“Demek hâlâ yaşıyormuş.”

“Geçen ay vefat etti.”

Gözlerini kapattı.

“Allah rahmet eylesin,” diye fısıldadı.

Bir süre bekledikten sonra sordum:

“Bana Suna'yı anlatır mısın?”

Büyükannemin yüzündeki ifade değişti.

“Nereden öğrendin?”

Mektubu uzattım.

Satırları ağır ağır okudu. Bitirdiğinde uzun süre konuşmadı.

“Ben kızımın öldüğüne hiçbir zaman inanmadım,” dedi. “Herkes aramaktan vazgeçti. Ben vazgeçemedim.”

Elini tuttum.

“Belki artık bulabiliriz.”

Nergis'in fotoğrafını gösterdim.

Dakikalarca baktı. Sonra gözyaşlarını tutamadı.

“Bu benim Suna'm olabilir.”

“Emin misin?”

“Hayır oğlum. Ama gözlerine bakınca içim titriyor.”

Ertesi sabah anneme her şeyi anlattık. Annem çocukluğunda kayıp ablasını öğrenmiş, ancak büyükannemin acısını deşmemek için yıllarca konuşmamıştı.

Ziver'in yardımıyla Nergis'e ulaştık. Geçmişiyle ilgili önemli bilgiler olabileceğini söyleyip görüşme istedik.

İzmir'e üçümüz birlikte gittik.

Nergis bizi küçük çiçekçi dükkânında karşıladı. Büyükannem onu görünce adım atamadı.

Dükkânın arkasındaki masaya oturduk. Dosyadaki bilgileri anlattım.

Suna ismini duyduğunda Nergis'in gözleri doldu.

“Ben çocukluğum hakkında çok az şey biliyorum,” dedi. “Beni büyüten kadın annemin öldüğünü söylerdi. Babamı hiç tanımadım. Sorularımdan da hoşlanmazdı.”Gebelik İncele

Annem çocukluk fotoğraflarını sordu.

Nergis eski bir albüm getirdi.

Büyükannem ilk fotoğrafı görünce titreyen parmağıyla küçük kızın elbisesini gösterdi.

“Bunu ben dikmiştim.”

Hepimiz sustuk.

“Yakasını düzgün yapamamıştım. Defalarca söküp yeniden diktim.”

Nergis fotoğrafa baktı.

“Bu elbiseyi yıllarca sakladıklarını hatırlıyorum.”

Ama benzerlikler kesin kanıt değildi.

Nergis gözyaşlarını silerek konuştu.

“İnanmak istiyorum. Fakat yeniden hayal kırıklığı yaşamaktan korkuyorum.”

Büyükannem elini uzattı.

“Ben de elli üç yıldır korkuyorum kızım.”

Hepimiz akrabalık testi yaptırmaya karar verdik. Bir sağlık kuruluşunda kimliklerimiz kontrol edilerek gerekli örnekler alındı.

Sonuçları beklediğimiz günlerde büyükannem sürekli telefonun başındaydı.

Bir akşam onu ziyarete gittiğimde mutfak masasının üzerinde eski bir çocuk elbisesinin durduğunu gördüm. Açık sarı kumaşı yıllar içinde solmuş, dikişleri yer yer gevşemişti.

“Bu da Suna'nın mı?” diye sordum.

Başını salladı.

“Kaybolmadan önceki yaz giymişti. Büyüyünce küçük gelir diye kaldırmıştım. Sonra atmaya elim varmadı.”

Elbiseyi dikkatlice katladı.

“Yıllarca kapı çalındığında koşup açtım. Belki biri haber getirir diye. Annen doğduğunda çok sevindim ama içimdeki o boşluk hiç kapanmadı. Sanki mutlu olursam Suna'yı unutacakmışım gibi hissediyordum.”

“Babaanne, artık kendini böyle suçlama.”

“İnsan aklıyla suçsuz olduğunu biliyor oğlum. Ama bir anne bazen kalbini ikna edemiyor.”

Yanına oturdum.

“Sonuç ne çıkarsa çıksın yanında olacağım.”

Elimi sıktı.

“Ben artık bir mucize istemiyorum. Yalnızca gerçeği bilmek istiyorum.”

O gece ilk kez Suna'nın çocukluğundan uzun uzun bahsetti. Nasıl güldüğünü, hangi yemekleri sevdiğini, uyumadan önce annesinin elini bırakmadığını anlattı. Onu dinlerken büyükannemin yıllardır içinde sakladığı sessizliği daha iyi anladım.

Ben ise Nakiye'nin mektubunu defalarca okudum.

Bir bölümünde şöyle yazıyordu:

“Beni affetmelerini beklemiyorum. Korkaklığım bir annenin hayatını kararttı. Yıllarca doğruyu bulmaya çalışmam yaptığımı silmiyor. Senin bana gösterdiğin sevgi de suçumu hafifletmiyor. Ama belki gerçeği öğrenmelerine yardım edebilirim.”

Sonuç geldiğinde annem yanımdaydı.

Rapor, büyükannemle Nergis arasındaki anne-kız bağını çok yüksek olasılıkla doğruluyordu.

Annem ağlamaya başladı.

Büyükannemi aradım.

“Babaanne, bulduk!”

“Ne buldunuz oğlum?”

“Suna'yı bulduk. Nergis senin kızın!”

Telefonun diğer ucundan hıçkırıklar yükseldi.

“Ben onun sesini yeniden duyacağımı hiç düşünmemiştim,” dedi.Fizik Dersi

Bir hafta sonra hepimiz buluştuk.

Nergis, hayatı boyunca kullandığı isminden vazgeçmeye hazır değildi. Büyükannem bunu anlayışla karşıladı.

“Adın ne olursa olsun sen benim kızımsın,” dedi.

Nergis başını annesinin omzuna koydu.

Elli üç yıllık ayrılık bir sarılışla silinmedi. Kaybolan çocukluğu, yaşanmamış doğum günlerini geri getiremezdik. Ama artık birlikte yaşayabilecekleri yıllar vardı.

Birkaç gün sonra Nakiye'nin çocuklarından biri aradı. Kitap koleksiyonunun değerini öğrendiklerini, geri almak istediklerini söyledi.

Ziver aracılığıyla devir belgelerini inceleyebileceklerini, varsa itirazlarını yasal yollardan yapabileceklerini bildirdim.

Ardından Nakiye'nin ailesini yeniden bir araya getirmeye çalıştığını anlattım.

“Annenizin hatasını savunmuyorum,” dedim. “Ama son yıllarında bu hatanın sonuçlarını düzeltmek için uğraşmış.”

Uzun bir sessizlikten sonra karşımdaki kişi konuştu.

“Bize bunların hiçbirini anlatmadı.”

“Bana da çok geç anlattı.”

Sonunda hukuki itirazda bulunmadılar. Kitaplar bende kaldı.

Ancak onları satmadım.

Değerli baskıları özenle korudum. Diğer kitaplarla herkesin gelip okuyabileceği küçük bir okuma odası kurdum.

Hazırlık sırasında Nergis birkaç kez yardıma geldi. Bir gün büyükannem de yanımızdayken raflara kitap yerleştiriyorduk. Nergis, çocukluğunda kendisini büyüten kadının ona pek kitap almadığını, buna rağmen okumayı çok sevdiğini anlattı.

Büyükannem gülümsedi.

“Senin annen de kitap okumayı severdi.”

Nergis durdu.

“Bana kendinden bahseder misin? Gençliğinden, yaşadığın evden...”

Büyükannem bir sandalyeye oturdu. İlk defa karşısındaki kadına kayıp çocuğuymuş gibi değil, yeni tanımaya başladığı yetişkin kızıymış gibi bakıyordu.Topluluk Bul

“Anlatırım elbette. Ama sen de bana hayatını anlatacaksın.”

Nergis yanına oturdu.

“Bunca yılı nereden başlayarak anlatacağız?”

“Bugünden başlayalım,” dedi büyükannem. “Geçmişe sonra da döneriz.”

O an aralarındaki yabancılığın yavaş yavaş azaldığını hissettim. Artık birbirlerini kaybetmekten korkarak susmak yerine konuşmayı öğreniyorlardı.

Açılışa büyükannem, annem ve Nergis de geldi.

Kapıdaki levhada “Nakiye'nin Kitap Odası” yazıyordu.

Büyükannem uzun süre levhayı inceledi.

“Neden onun adını verdin?”

“Çünkü hem yaptığı yanlışı hem de sonradan gösterdiği çabayı hatırlamak istiyorum.”

Derin bir nefes aldı.

“Onu tamamen affedebilir miyim, bilmiyorum. Ama kızımı bulmamıza yardım ettiği için minnettarım.”

O gün cebimden şeffaf bir kutu çıkardım.

İçinde kurumuş bir jelibon yüzük vardı. Nakiye onu kitaplarının arasına saklamıştı.

Altındaki notta şöyle yazıyordu:

“Hayatta aldığım en ucuz ama en içten hediye.”

Gözlerim doldu.

Nakiye bana büyük bir servet bırakmamıştı. Dokuz koli kitabın içinden, ailemin yarım asırdır kaybettiği bir insan çıkmıştı.

Aylar sonra büyükannemle Nergis'i okuma odasının penceresi önünde yan yana gördüm.

Nakiye'nin bir sözü aklıma geldi:

“İnsan yaşlandığında en çok kimsenin onu dinlememesinden korkar.”

Büyükannemin yanına oturup çocukluğunu anlatmasını istedim.

Nergis de sandalyesini yaklaştırdı.

O gün büyükannemin elli üç yıldır içinde sakladığı hikâyeyi sonuna kadar dinledik.

Nakiye'nin hatasını unutmadım. Sevginin insanı kusursuz yapmadığını da öğrendim.

Çünkü bazı kayıpların telafisi yoktur. Ama gerçeği söylemek için gösterilen gecikmiş bir cesaret, bazen bir ailenin kalan bütün ömrünü değiştirebilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir