Kaybettiğimiz bu büyük usta, sadece bir sanatçı değil, aynı zamanda hayallerimizin şekillendiği bir dünyayı da temsil ediyordu. Her repliği, her sahnesi, izleyiciyi düşündürmeye, gülümsetmeye ve duygulandırmaya yetiyordu. Şimdi, geride bıraktığı eserlerle onun ruhunu yaşatmak, biz izleyicilere düşüyor. Zaman geçse de, onun büyülü sahneleri hafızalarımızdan silinmeyecek. Yeşilçam, onun gibi ustalarla hayat buldu ve onun gibi isimler sayesinde hayat bulmaya devam edecek. Bugün, onun vefatını yalnızca bir kayıp olarak değil, Türk sinemasının tarihindeki büyük bir boşluk olarak da değerlendirmeliyiz. Her filminde bizlere sunduğu hikayeler, ruhumuzu besleyen birer hazinedir. Bu hazineyi korumak ve yaşatmak, bizlerin görevidir. Sanat, zamanla şekil değiştirse de, gerçek duyguları ve insanlığın özünü yansıtmaya devam edecektir. Onun ardında bıraktığı miras, gelecek nesillerin sinemaya bakışını şekillendirecek ve her daim ilham verecektir.