Üç gün boyunca domuzumun garip davranışını izledim. Sanki gizli bir şey onu çağırıyormuş gibi, tek bir yerde kazmaya devam etti.
İlk başta sadece güldüm — domuzların kafasından neler geçtiğini kim bilir ki. Ama o kazmaya devam ettikçe, ben de giderek daha tedirgin oldum.
Sabah sessizdi, altın sarısı güneş ışığı bahçeyi kaplıyordu ve ağılda bir köşede diz boyu bir çukur oluşmuştu bile. Defalarca doldurdum ama o tekrar tekrar kazmaya devam etti.
Öğle vakti sinirlerim bozuldu. Bir kürek aldım ve onun kararlılıkla kazdığı yeri kazmaya başladım. Hayvan arkamda durmuş, homurdanarak beni neredeyse teşvik ediyordu.Sonunda, domuzumun kazdığı yerin derinliklerinde bir şey belirmeye başladı. Doğanın sırlarını keşfetmek, her zaman bir macera olmuştur; ancak bu, sıradan bir keşif değil, yaşam ile doğanın dansının bir parçasıydı. O an, bir hayvanın kararlılığı ile insan merakının birleştiği noktada durdum. İçimdeki his, hayatın ötesinde bir anlam taşıyordu. Belki de her şey, görünmeyen bir bağ ile birbirine bağlıydı ve her kazı, başka bir evrenin kapısını aralıyordu. Domuzum, sadece bir hayvan değil, aynı zamanda doğanın dilini konuşan bir rehberdi. Bu deneyim, beni düşündürdü: Hayatın sunduğu her an, ne kadar basit görünse de, aslında derin anlamlarla dolu olabilir. Nihayetinde, belki de bu keşif, sadece toprak altında değil, içimde de bir şeyleri uyandırmıştı; hayatın karmaşasında kaybolmuş olan ruhuma bir yeniden doğuş sunmuştu