Ama Emily, heyecanına yenik düşmüştü. Güneşin parıltısında altın gibi parlayan aslanın yelesi onu büyülemişti. Birkaç saniye daha yakın plan almak için telefonunu biraz daha dışarı uzattı. İşte o anda, aslan aniden doğruldu. Kükremeye bile gerek duymadan, bir sıçrayışta arabanın yanına kadar geldi. Her şey bir göz açıp kapayıncaya kadar oldu. Aslanın güçlü çenesi Emily’nin kolunu yakaladı, kadının çığlığı safari aracının içinde yankılandı. Rehber bir yandan motoru çalıştırmaya çalışıyor, diğerleri panikle bağırıyordu. Bir adam aslanı korkutmak için bağırırken, diğeri Emily’nin diğer kolundan tutmuş, onu geri çekmeye uğraşıyordu. Ancak aslanın gücü inanılmazdı. Kadının eli bir anda kana bulanmış şekilde kayboldu. Samuel sonunda aracı hareket ettirip gaza bastı, motorun gürültüsüyle birlikte aslan geri çekildi. Araba hızla uzaklaşırken, arkasında toz bulutunun içinde savananın sessizliği yeniden çöktü.
Emily bayılmıştı. Kolundan akan kan, aracın zeminine damlıyordu. Yanındaki turistlerden biri hemşireydi; hemen kemerini çıkarıp kanamayı durdurmak için kolunun üst kısmına bağladı. Diğerleri telefon sinyali arıyor, yardım çağırmaya çalışıyordu. Rehberin sesi titriyordu ama sakin olmaya çalışıyordu:
“Yakındaki karakola on beş dakika… Dayan, Emily!”
O on beş dakika, herkes için bir ömür gibiydi. Araba sarsıldıkça insanların duaları, ağlamaları, sessizlikleri birbirine karıştı. Nihayet karakola vardıklarında Emily bilincini kaybetmişti ama nabzı hâlâ atıyordu. Olaydan sonra safari şirketi büyük bir soruşturma geçirdi. Rehber Samuel suçlanmadı; herkes onun elinden geleni yaptığını biliyordu. Fakat o günden sonra hiç kimse, safari sırasında bir hayvana bu kadar yaklaşmaya cesaret edemedi.
Çünkü o gün, vahşi doğanın kuralı bir kez daha hatırlatılmıştı