Maduro İtirafçı Olursa

Kongo Başbakanı Lumumba’nın infazı,

Fidel Castro’ya yönelik sayısız suikast girişimi,

1973’te Şili’de Salvador Allende’nin devrilmesi,

1989’da Panama lideri Manuel Noriega’nın kaçırılması,

Irak’ta Saddam Hüseyin’in işgal sonrası idam edilmesi,

Libya’da Muammer Kaddafi’nin öldürülmesi…

Liste uzayıp gidiyor.

 

Güçlünün hukukunun geçerli olduğu bir dünyada yaşıyoruz. ABD–İngiliz eksenli, Yahudi kökenli olduğu ileri sürülen ve kendilerini “küresel güçler” olarak tanımlayan dar bir çevrenin, dünyayı para ve güç üzerinden yönettiği iddia ediliyor. Onlar için savaşlarda ya da felaketlerde ölen milyonlar sadece birer istatistik.

 

Bu güç odakları, seçimle iktidara getirdikleri sağcı ya da solcu yöneticileri birer kukla gibi kullanıyor. Medya, para, tehdit, şantaj ve ödüllerle kendi düzenlerine hizmet edecek isimleri parlatıyorlar.

Venezuela’da yaşananlar bunun en çarpıcı örneklerinden biri.

7 Ekim 2025’te Oslo’da düzenlenen törende, Venezuela muhalefet lideri Maria Corina Machado’ya Nobel Barış Ödülü verildi. Machado, konuşmasında ödülü ABD Başkanı Donald Trump’a ithaf etti. İsrail’in Gazze saldırılarına verdiği destek de hafızalarda.

 

Bu törenden yalnızca iki ay sonra ise Nicolas Maduro ve eşi, son derece korunaklı bir sığınaktan, hiçbir direniş yaşanmadan ABD’nin Delta Force timi tarafından alınıp New York’a götürüldü.

 

Otobüs şoförlüğünden sendika liderliğine, oradan Hugo Chavez sonrası devlet başkanlığına uzanan Maduro’nun hikâyesi biliniyor. Venezuela; altın ve petrol gibi zengin kaynaklara sahip olmasına rağmen yolsuzluk, rüşvet, uyuşturucu kaçakçılığı ve insan hakları ihlalleriyle anılıyor. Son on yılda 9 milyon Venezuelalı ülkesini terk etti.

 

2018 seçimleri tartışmalıydı. Ülke, ABD ve AB’nin desteklediği parlamento ile Rusya, Çin, İran ve Türkiye’nin desteklediği “tek adam” arasında sıkıştı.

 

Türkiye–Venezuela ilişkileri ise Reza Zarrab üzerinden yürütülen altın ticaretiyle gündeme geldi. Zarrab’ın ABD’de itirafçı olması, yıllardır sonuçlanmayan Halkbank davasını Türkiye açısından bir “Demokles’in Kılıcı”na dönüştürdü.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Maduro kardeşim dik dur” sözlerinin arkasındaki gerçek nedenleri, New York’ta başlayacak davalarda daha net göreceğiz.

2018’de Erdoğan’ın, 2022’de Maduro’nun karşılıklı ziyaretleri,

Maduro’nun Çin dönüşü İstanbul’da Nusret’te yemek yemesi,

Venezuela halkı açlık içindeyken verilen bu görüntüler…

Hepsi ülkede büyük tepki çekti.

 

Sedat Peker’in gündeme taşıdığı kokain trafiğinin çıkış noktalarından birinin Venezuela olması da dikkat çekici.

 

Bütün tabloya bakıldığında şu soru giderek daha yüksek sesle soruluyor:

Maduro itirafçı olursa ne olur?

 

O zaman yalnızca Venezuela değil, birçok ülke için “cümbüş” başlar.

 

Küresel güçlerin hâkim olduğu bu düzende hukuk değil, güç konuşur. Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında sıranın İran’a geldiği de artık gizli değil.

 

Kendi ülkesindeki işgallere sessiz kalan, başka ülkelerdeki “irade müdahalelerini” hatırlayanların; ABD’nin gerçek rolünü hâlâ görememesi, Yeni Dünya Düzeni’ni anlamadıklarının en açık göstergesidir.

 

Kaynak: https://ozgurgazetekibris.com/

 

# Nicolas Maduro, askeri operasyon, köşe yazısı, New York davası, venezuela, Reza Zarrab, uluslararası hukuk, itirafçı iddiası, Büyük Ortadoğu Projesi, dünya siyaseti, ABD, küresel güçler, Türkiye Venezuela ilişkileri, Halkbank davası, New York, bir, medya, dikkat, türkiye

06 Oca 2026 - 15:44

-

Ulusal

 

Muhabir Haber Merkezi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir