Titreyen ellerimle okumaya başladım.
"Biricik eşim...
Bu satırları okuyorsan artık yanında değilim. Sana söyleyemediğim şeyler için beni affet. Oğlumuzun yaptıklarını öğrendiğimde ben de inanmak istemedim. Ancak şirketten çaldığı paraları saklamakla kalmamış, seni evden uzaklaştırmak için de hazırlık yapmış.
Ona her şeyi bildiğimi söyledim. Çaldığı paraları geri vermesini ve seninle ilgilenmesini istedim. Bana söz verdi. Fakat sözünü tutacağına güvenemedim.
Bu yüzden seni koruyacak bütün önlemleri aldım.
Senden tek isteğim, merhametini kaybetmemen ama artık kendini de feda etmemen."
Mektubun son satırını okuduğumda gözyaşlarım kâğıda damlıyordu.
Ancak mektubun arkasında başka bir not daha vardı.
"Bir şeyi daha bilmelisin. Kızımız, ağabeyinin yaptıklarını öğrenen ilk kişiydi. Sana gerçeği anlatacağına söz verdi."
O anda nefesim kesildi.
Demek kızım her şeyi biliyordu!
Beni yol kenarında bırakmalarına yalnızca seyirci kalmamış, ağabeyinin yıllardır yaptıklarını da gizlemişti.
Vahit Bey'e döndüm.
"Beni doğrudan şirkete götürün."
Avukat şaşkınlıkla yüzüme baktı.
"Önce biraz dinlenmek istemez misiniz?"
"Hayır. Oğlum bugün neler kaybettiğini öğrenmeli."
Şirkete vardığımızda saat öğleden sonra üçü geçmişti.
Kapıdaki güvenlik görevlisi beni görünce yerinden fırladı.
"Hanımefendi! Sizi burada görmek..."
Gülümseyerek sözünü kestim.
"Oğlum nerede?"
"Toplantı salonunda. Yönetim kurulu üyeleriyle görüşüyor."
Vahit Bey'le birlikte asansöre bindik.
Toplantı salonunun kapısını açtığımda içerideki herkes ayağa kalktı.
Oğlum masanın başında oturuyordu.
Beni gördüğünde yüzündeki gülümseme anında silindi.
"Anne! Sen burada ne arıyorsun?"
Sakin bir şekilde karşısındaki sandalyeye oturdum.
"Evime dönemediğim için şirketime geldim."
Oğlumun yüzü kıpkırmızı oldu.
"Anne, lütfen burada olay çıkarma!"
Vahit Bey çantasını masaya bıraktı.
"Sanırım önce bazı belgeleri incelememiz gerekiyor."
Oğlumun gözlerindeki korkuyu ilk kez o zaman gördüm.
Avukat, şirketin gerçek ortaklık yapısını gösteren belgeleri yönetim kurulu üyelerine dağıttı.
Ardından oğlumun yıllardır şirket hesaplarından yaptığı usulsüz para transferlerini gösteren dosyayı açtı.
Oğlum ayağa fırladı.
"Bunların hepsi yalan!"
Vahit Bey hiç istifini bozmadı.
"Babanız ölmeden önce bütün işlemleri bağımsız denetçilere inceletti. Ayrıca şirketin sahibi olarak annenizin talebiyle gerekli hukuki işlemler başlatılacak."
Oğlum bana döndü.
"Anne, sen gerçekten bana bunu yapacak mısın?"
Gözlerinin içine baktım.
"Bugün beni nerede bıraktığını hatırlıyor musun?"
Başını çevirdi.
"Sen benim oğlumsun. Seni dokuz ay karnımda taşıdım. Hastalandığında başında bekledim. Okuyabilmen için babanla birlikte yıllarca çalıştık. Ama bütün bunlar sana başka insanların hayatlarını mahvetme hakkı vermiyor."
Oğlum sandalyesine çöktü.
Tam o sırada telefonum çaldı.
Arayan kızımdı.
Açtığımda ağlıyordu.
"Anne! Nerdesin? Ağabeyim seni nereye bıraktı?"
"Şirketteyim."
Kısa bir sessizlik oldu.
"Anne, sana anlatmam gereken bir şey var."
"Biliyorum. Babanın mektubunu okudum."
Telefonun diğer ucundan hıçkırıklar yükseldi.
Ancak kızımın söylediği bir sonraki cümle beni asıl şaşırtan şey oldu.
"Anne, ağabeyim beni tehdit etti. Babamın ölümünden iki gün önce şirketin bazı belgelerini imzalamamı istedi. İmzalamazsam senin de başının belaya gireceğini söyledi."
Yerimden doğruldum.
"Hangi belgeleri?"
"Bilmiyorum anne. Ama babam bunları öğrendikten sonra çok öfkelenmişti."
Telefonu kapattığımda oğlum kapıya doğru ilerliyordu.
"Bir yere gitmiyorsun!" dedim.
Durdu.
"Kardeşine ne imzalattın?"
Yüzü bembeyaz oldu.
Vahit Bey hemen araya girdi.
"Sanırım bunu da incelememiz gerekiyor."
Sonraki iki saat boyunca ortaya çıkanlar hepimizi şaşkına çevirdi.
Oğlum, babasının hastalığını fırsat bilerek şirketin taşınmazlarından birini kendi üzerine geçirmeye çalışmıştı. Kızımın imzasını da bu işlemde kullanmıştı. Ancak eşim durumu öğrenince işlemi durdurmuş ve bütün belgeleri avukatına teslim etmişti.
Oğlumun yıllardır kurduğu plan birkaç saat içinde çökmüştü.
Fakat artık intikam almak istemiyordum.
Sadece adalet istiyordum.
Vahit Bey'e dönerek gerekli hukuki süreci başlatmasını söyledim. Oğlumun şirket adına işlem yapma yetkisi de derhâl kaldırıldı.
Akşam olduğunda yıllardır yaşadığım eve geri döndüm.
Kapıyı açtığımda eşimin fotoğrafı hâlâ salondaki yerinde duruyordu.
Karşısına geçip uzun uzun baktım.
"Başardık," diye fısıldadım. "Ama keşke yanımda olsaydın."
Aradan üç ay geçti.
Oğlum hakkında başlatılan hukuki süreç devam ederken şirketin yönetimini deneyimli çalışanlara emanet ettim. Kızım ise gerçekleri sakladığı için benden özür diledi. Onu affetmem zaman aldı. Ancak ağabeyinin baskısını anlatması ve soruşturmada iş birliği yapması, yeniden güven kurabilmemiz için ilk adımdı.
Bir gün Vahit Bey beni aradı.
"Size eşinizin bir isteğini daha söylemem gerekiyor."
Şaşırdım.
Meğer eşim ölümünden önce şirketin kârının bir bölümünün, ailesi tarafından terk edilmiş yaşlılara yardım etmek amacıyla kullanılmasını istemişti.
O gün kararımı verdim.
Şehrimizde kimsesiz yaşlıların güvenle yaşayabileceği bir bakım ve dayanışma merkezi kurulması için çalışmaları başlattım.
Merkeze eşimin adını verdim.
Açılış günü kapıda beklerken oğlumun geldiğini gördüm.
Aylar sonra ilk kez karşı karşıyaydık.
Zayıflamış, yüzü çökmüştü.
Yanıma yaklaştı.
"Anne, beni affedebilir misin?"
Gözlerim doldu.
"Bir gün belki affederim. Ama önce yaptıklarının sorumluluğunu almalısın."
Başını eğdi.
"Kaybettiğim paraları geri kazanabileceğimi düşünüyordum. Ama seni kaybettiğim gün aslında her şeyimi kaybetmişim."
Elini tuttum.
"Para yeniden kazanılır oğlum. Güven ise ancak emek vererek yeniden kazanılabilir."
O gün oğlumdan uzaklaşmadım ama hiçbir şeyi olmamış gibi davranmasına da izin vermedim.
Çünkü sonunda çok önemli bir şeyi öğrenmiştim.
Bir anne olmak, çocuklarının bütün yanlışlarını sineye çekmek demek değildi.
Sevmek bazen sarılmak, bazen affetmek, bazen de karşındaki insanın yaptıklarının sonuçlarıyla yüzleşmesine izin vermekti.
Aylar önce beni terk ettikleri o ıssız yolun yakınından bir gün yeniden geçtim.
Arabayı durdurup dışarı çıktım.
O gün çaresizlik içinde durduğum yere baktım. Ardından eşimin fotoğrafını çantamdan çıkarıp gülümsedim.
Beni o yolun kenarına bıraktıklarında hayatımın bittiğini sanmışlardı.
Oysa orası, kendi hayatıma yeniden başladığım yer olmuştu.
Çünkü insanı gerçekten zengin yapan şey sahip olduğu evler, şirketler ya da bankadaki parası değil; vicdanı, onuru ve kimseye muhtaç olmadan ayakta durabilme cesaretiydi.