Harun telefonu elinden düşürecek gibi oldu. Ben ise birkaç saniye boyunca ekrana bakmayı bile sürdüremedim. Kaydın devamında Şevket, Nesrin’in önündeki ilacı vermesi gereken kutuyu çekmeceye geri itiyor, sonra küçük bir kağıdı cebine koyuyordu. Ardından yatağın kenarına eğilip alçak ama buz gibi bir sesle, “Biraz daha sessiz olursan hepimiz için kolaylaşır,” diyordu. Sonra telefonunu çıkarıyor, odadan çıkmadan hemen önce birine mesaj atıyordu. Ekranı seçemiyorduk ama kimle yazıştığını tahmin etmek zor değildi.
“Ambulansı şimdi ara,” dedim.
Harun bu kez itiraz etmedi. Parmakları titreyerek acil hattı aradı. Ben Nesrin’in yanına çöktüm, elini tuttum ve sakin bir sesle yardımın yolda olduğunu söyledim. O sırada Şevket odasından fırlayıp geldi. Harun’u telefonda görünce yüzü bembeyaz kesildi.
“Ne yaptın sen?” diye bağırdı.
“Anne nefes alamıyor,” dedi Harun. “Doktor görecek.”
Şevket telefonu kapatmaya çalışacak gibi bir adım attı ama ilk kez Harun babasının önüne geçti. “Yaklaşma.” Sesi öfkeyle değil, kararlılıkla çıkmıştı. “Bu kez seni dinlemeyeceğim.”
Devamını okumak için diğer sayfaya geçiniz