Elif’in yüzünde geçmişin acı hatıralarının gölgesi vardı.
“Depoyu buldular anne…” dedi sesi sertleşerek. “Mahallenin belalı tipleri… Orayı uyuşturucu saklamak için kullanmak istediler. Bizi tehdit ettiler. Sana zarar vermelerinden korktuk. O gece kaçmak zorundaydık. Senin verdiğin montlar olmasa o kışı atlatamazdık.”
Meryem Teyze’nin yüreği burkuldu.
“Sonra?” diyebildi.
“Sonrası çok zordu,” diye devam etti Elif. “Gündüzleri temizlik yaptım, geceleri kardeşlerimi okutmaya çalıştım. Ama hiç vazgeçmedik. Çünkü sen bize vazgeçmemeyi öğrettin. O sandviç sadece ekmek değildi anne… umuttu.”
Araç, gökdelenlerle dolu modern bir semtte durdu. Bir plaza…
Kapılar açıldığında iki genç kız koşarak geldi. Zeynep ve Melis.
Gözyaşlarıyla Meryem Teyze’ye sarıldılar. O an, yıllar önceki soğuk depo sanki yeniden ısındı.
Elif, “Asıl sürpriz içeride,” dedi.
En üst kattaki ofiste çantasını masaya koydu. İçinden para değil; tapular, projeler ve resmi belgeler çıktı.
Üstteki dosyanın başlığında şunlar yazıyordu: MERYEM HALE KIZ ÇOCUKLARINI KORUMA VE EĞİTİM VAKFI”
Elif gururla konuştu:
“Ben avukat oldum. Zeynep sanat terapisti. Melis mimarlık okuyor. Ve o eski depoyu satın aldık. Oraya kimsesiz kız çocukları için bir yuva kuruyoruz. Girişinde senin adın yazacak.”
Meryem Teyze gözyaşları içinde fısıldadı:
“Bana hiçbir borcunuz yoktu…”
Elif gülümsedi:
“Biz borcumuzu dünyaya ödüyoruz anne.”
O gün Meryem Teyze anladı…
Bir lokma ekmek, bazen yüzlerce hayat kurtarır.