Eski kocam oğlumuz tekerlekli sandalyeye mahkum diye bizi terk etti, 25 yıl sonra kader ona unutamayacağı bir ders verdi.

Tören başladı. Dekan sahneye çıkıp, fakülte birincisi olarak Kerem’i takdim ettiğinde salonda bir alkış fırtınası koptu. Kerem sahneye doğru yürüdü. Hiçbir destek almadan, her adımını yere sağlam basarak kürsüye ilerledi. Onun her adımında, Selim'in kaçıp gittiği o hastane odasının kokusu burnuma geliyordu. Kerem mikrofona yaklaştı, derin bir nefes aldı ve gözlerini doğrudan babasına kilitledi.

 

"Teşekkür ederim," dedi Kerem. Sesi salonun her köşesinde yankılanıyordu. "Bugün burada bir başarıyı kutluyoruz. Ama başarı, sadece çalışmakla değil, doğru kararlar vermekle ilgilidir. Ben doğduğumda, doktorlar benim için 'yürüyemez' raporu vermişti. O rapor, sadece benim bacaklarımın değil, bazı insanların kalplerinin de felçli olduğunu ortaya çıkardı. Bir adam, o raporu gördüğünde kaçmayı seçti. Çünkü ona göre 'kusurlu' bir hayat, taşınamayacak kadar ağır bir yüktü."

 

Selim koltuğunda kıpırdanmaya başladı. Yanımdaki o özgüvenli adamın yavaş yavaş küçüldüğünü, renginin attığını hissedebiliyordum. Salon buz kesmişti.

 

"Yirmi beş yıl boyunca," diye devam etti Kerem, "annem Selma, bana hem bacak oldu hem de cesaret. Ben tıp fakültesini sadece insanları iyileştirmek için okumadım. Ben, birinin 'atık' olarak gördüğü bir hayatın, nasıl bir şahesere dönüşebileceğini kanıtlamak için doktor oldum. Ve şimdi, o yirmi beş yıl önceki sorunun cevabını vermek istiyorum."

 

Kerem cübbesinin altından buruşmuş, sararmış bir kağıt çıkardı. Bu, Selim'in bizi terk ettiği gün yatağın kenarına bıraktığı hastane çıkış raporuydu. "Baba," dedi Kerem, sesindeki o soğukkanlı ton Selim'in kalbine bir bıçak gibi saplanıyordu. "Hani o gün 'bu hayat için imza atmadım' demiştin ya... Haklıydın. Sen bu hayatın hiçbir zorluğuna, hiçbir gözyaşına, hiçbir gece yarısı nöbetine imza atmadın. Bu yüzden, bu başarıda senin imzanın bulunmasına da izin vermeyeceğim."

 

Kerem kağıdı yavaşça havaya kaldırdı ve tüm salonun önünde ortadan ikiye yırttı. "Bu rapor artık geçersiz. Ve senin üzerimdeki tüm hakların da öyle. Sahneye davet ettiğim tek kişi, yürümem için kendi hayatını durduran tek insan: Annem."

 

Alkışlar salonu yıkarken ben ağlayarak sahneye çıktım. Selim'in o anda bir gölge gibi, kimsenin yüzüne bakamadan, boynu bükük bir halde salondan çıkışını gördüm. Bir zamanlar kaçtığı o "ağır yük", şimdi onun en büyük pişmanlığı olmuştu. Kerem bana sarıldığında, "Prova bitti anne, artık sadece kendimiz için yürüyoruz," dedi.

 

O gün Selim sadece bir evladı değil; bir adamın sahip olabileceği en büyük onuru, kendi elleriyle çöpe attığını tüm dünyanın önünde seyretmek zorunda kalarak salonu terk etti. Biz ise yeni soyadımızla, yeni hayatımıza doğru ilk adımımızı, başımız dik bir şekilde attık.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir