Dünya Gündemine Oturan Adam

Önce uzaktan gelen o düşük uğultu duyuldu — ardından bir anda gök gürültüsüne dönüşen bir motor kükremesiyle lokantanın dışına birkaç motosiklet yanaştı. Pencerelere yönelen bakışlar, şaşkınlıkla genişlemiş gözlerle birleşti. Biraz önce meydan okuyan o kibirli motorcunun yüzündeki kendinden emin ifade yavaşça silindi; yerini tedirgin bir merak aldı.

 

Kapı tekrar açıldığında, içeri giren sadece dışarının serin havası değildi — aynı zamanda bir ağırlık, bir otoriteydi. Üzerlerinde benzer ama daha saygı uyandıran bir amblem taşıyan deri ceketli bir grup motosikletçi içeri girdi. Grubun önünde, sessizliği bile komuta eden, güven ve güç dolu bir adam vardı.

 

“Baba,” dedi adam, sesi derin, tok ve sarsılmaz bir saygıyla yankılandı. Gazi, yavaşça başını kaldırdı — gelen, onun oğluydu.

 

O anda odadaki hava değişti. Biraz önce ortamı geren motorcu, bir anda küçülmüş gibi oldu; kalabalığın dikkatini ve oğlun keskin bakışlarını hissederken geriye doğru adım attı. Eli titredi, fincanını devirdi, kahve tezgâhın üzerinden yere döküldü. O an kibrin maskesi tamamen düştü, yerini çaresiz bir panik aldıOğul, sakin adımlarla babasının yanına geldi, elini nazikçe onun omzuna koydu. “Telefonunu aldım,” dedi yumuşak ama güçlü bir sesle. Sözlerinde sevgi ve saygı hissediliyordu. Gazi başını hafifçe salladı, dudaklarının kenarında yorgun ama huzurlu bir tebessüm belirdi.

 

Sonra oğul, gözlerini kabadayıya çevirdi. “Yaşlı bir adamla başa çıkabildiğini mi sandın?” diye sordu. Sesi soğuktu ama içinde öfke değil, kesinlik vardı. O an motorcu, sayı olarak ve cesaret olarak tamamen kaybettiğini fark etti. Sesi titreyerek özür diledi; biraz önceki meydan okuma çoktan yerini utanca bırakmıştı.

 

Lokantadakiler sessizce izliyordu. Adalet, sözcüklerle değil, bir duruşla sağlanmıştı. Gazi, oğlunun gözlerine baktı ve sessiz bir baş hareketiyle her şeyin affedildiğini gösterdi. Oğul da bunu anlayarak başını eğdi. Motorcu ve arkadaşları sessizce dışarı çıkarken, oğul bir süre daha orada kaldı — babasının iyi olduğundan emin olduktan sonra ekibine katılıp uzaklaştı.Kısa süre sonra lokantada hayat yeniden akmaya başladı. Çatal bıçak sesleri geri döndü, konuşmalar kaldığı yerden devam etti. Ama havada bir şey değişmişti — bir saygı, bir birlik hissi. Gazi, kahvesinden bir yudum aldı, pencerenin ardından kaybolan motor seslerini dinledi.

 

O an anladı: adalet her zaman bağırarak gelmek zorunda değildi. Bazen, en sessiz anlarda bile, doğru olanın kendiliğinden yerini bulması yeterliydi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir