Köyün en zengin ve en korkulan adamı olan dedem, bir sabah beni konağına çağırıp elime paslı bir anahtar tutuşturdu. Ardından kapıyı içeriden kilitleyerek, “Bu gece herkes uyuduktan sonra bodrumdaki demir kapıyı açacaksın. İçeride ne bulursan bul, sakın kimseye söylemeyeceksin,” dedi. O an dedemin titreyen ellerine baktığımda, yıllardır herkese korku salan adamın ilk kez bir şeyden korktuğunu anladım.
Benim adım Feraye. Yirmi dört yaşındaydım ve doğduğum günden beri aynı köyde yaşıyordum. Dedem Rıfat Ağa, çevredeki tarlaların, bahçelerin ve köyün en büyük konağının sahibiydi. İnsanlar onun karşısında seslerini yükseltemezdi. Babam bile dedemin yanında konuşurken kelimelerini dikkatle seçerdi.
Annem ben on yaşındayken ölmüştü. O günden sonra dedemle aramızda görünmez bir duvar oluşmuştu. Çünkü annemin ölümünden önce dedemle büyük bir tartışma yaşadığını biliyordum.
“Bodrumda ne var?” diye sordum.
Dedem gözlerini kaçırdı.
“Annenin sana bırakmak istediği bir şey.”
Kalbim hızla çarpmaya başladı.
“Annemin mi? Peki neden on dört yıldır saklıyorsun?”
Dedem cevap vermedi. Yalnızca anahtarı avucuma bastırdı.
“Geç kalmadan öğrenmen gerekiyor. Çünkü yarın bu konağa başka insanlar gelecek.”
O akşam eve döndüğümde babamın huzursuz olduğunu fark ettim. Dedemin beni çağırdığını öğrenince yüzü bembeyaz oldu.
“Sana ne söyledi?” diye sordu.
“Beni neden çağırdığını biliyor musun baba?”
“Feraye, o konağın eski meselelerine karışma.”
Babamın bu sözleri merakımı daha da artırdı.
Gece yarısını biraz geçe herkes uyuduğunda sessizce evden çıktım. Konağın arka kapısı her zamanki gibi açıktı. Elimde küçük bir fenerle taş merdivenlerden bodruma indim.
Demir kapıyı bulmam uzun sürmedi.
Anahtarı çevirdiğimde paslı kilit güçlükle açıldı... devamını okumak için diğer sayfaya geçiniz