İş yerindeki projeler o kadar üst üste gelmişti ki nefes alacak vaktim bile yoktu ve bu yoğunlukta sekiz yaşındaki canım kızımı mecburen annemlere, büyükannesinin yanına bırakmak zorunda kalmıştım. İlk başlarda her şey normal görünüyordu, kızım oradan döndüğünde her zamankinden biraz daha sessizdi ama ben bu durumu sadece yorgunluğuna bağlamış, üzerinde fazla durmamıştım. Ancak aradan kısa bir süre geçip işlerim yeniden içinden çıkılmaz bir hal alınca, ona hafta sonunu tekrar anneannesinin evinde geçirmesi gerektiğini söylediğimde hiç beklemediğim, beni donduran bir tepkiyle karşılaştım. O her zamanki neşeli ve uyumlu çocuğum bir anda kaskatı kesildi, gözleri tarifi imkansız bir endişeyle büyüdü ve küçük elleriyle kollarımı sımsıkı tutarak beni derinden sarsan o cümleleri kurdu. Sesi titriyordu ve yalvaran gözlerle yüzüme bakarak, "Anne, dedem hakkında bilmen gereken bir şey var, oraya tekrar gitmek istemiyorum," dedi. Beynimden vurulmuşa dönmüştüm, yıllardır tanıdığım kendi babam hakkında sekiz yaşındaki bir çocuğun benden gizlediği ve onu o eve gitmekten bu kadar alıkoyan sırrın ne olabileceğini düşünmek kalbimin göğüs kafesimi parçalayacakmış gibi çarpmasına neden oluyordu; şimdi kızımın titreyen dudaklarından dökülecek o akılalmaz gerçeği dinlemek zorundaydım ve duyacaklarımın hayatımızı sonsuza dek nasıl değiştireceğine dair hiçbir fikrim yoktu.
Derin bir nefes aldım ve onun hizasına eğilerek küçük ellerini avuçlarımın içine aldım. "Bana her şeyi anlatabilirsin," dedim olabildiğince sakin ve güven veren bir sesle. Kızım yutkundu, gözlerini benden kaçırarak fısıltıyla konuşmaya devam etti: "Gece yarısı... Herkes uyuduğunda dedem uyumuyor anne.... Devamını okumak için diğer sayfaya geçiniz