Ben 49 yaşındayım. Eski kocam Selim'in bizi terk ettiği gün ne bir bağırış ne de çarpan bir kapı sesi vardı; sadece ağır bir sessizlik hakimmişti. Oğlumuz Kerem henüz birkaç saatlikti ve kucağımda uyuyordu. Nörolog, Kerem'in hayatı boyunca tekerlekli sandalyeye mahkum kalacağını sakince açıkladığında nefes almakta zorlanıyordum. Selim ise o anda anahtarlarına uzandı, oğluna dönüp bakmadı bile. "Bunu yapamam, ben böyle bir hayat için imza atmadım," dedi ve süresi uzamış bir toplantıdan çıkıyormuş gibi doğum odasından yürüyüp gitti.
Sonraki yıllar kahramanca değil, çok ağır geçti. Antiseptik kokulu hastaneler, anlamadığım resmi formlar ve Kerem ağlarken onun bacaklarını esnetmeye çalıştığım, yorgunluktan ellerimin titrediği uykusuz gecelerle dolu bir hayatım oldu. İnsanlar onun geleceği hakkında konuşurken hep seslerini alçaltır, "kısıtlı hareket imkanı" ve "düşük beklentiler" gibi terimler kullanırlardı. Onları görmezden gelmeyi öğrendim.
Çünkü Kerem on yaşına geldiğinde doktorların teşhislerini düzeltiyor, on beşinde tıbbi makaleler okuyordu. Acı çekmekten çok kendisine acınmasından nefret ediyordu. Ve mucize gerçekleşti... Uzun yıllar süren terapiler büyük bir ilerlemeye dönüştü. Önce tekerlekli sandalyenin yerini bir baston aldı, sonra o baston da yavaş yavaş terk edildi. Kerem tıp fakültesini birincilikle kazandı. Geçen hafta, mezuniyetten birkaç gün önce onu dalgın bir halde otururken buldum. Selim'in onu aradığını ve Kerem'in artık "yürüdüğünü" öğrendiğini söyledi. Selim törene gelmek istiyordu. Onu reddetmek, oğlumu korumak istedim ama Kerem sadece, "Onu ben davet ettim anne," dedi.
Mezuniyet günü, salonun atmosferi adeta elektrik yüklüydü. Yüzlerce kep, cübbe ve gururlu ailelerin arasında, en ön sıralarda oturuyordum. Yanımdaki koltuk boştu, ta ki törenin başlamasına dakikalar kala Selim gelip oturana dek. Üzerinde en pahalı takım elbiselerinden biri, yüzünde ise sanki Kerem’in her adımında, her başarısında payı varmış gibi bir ifade vardı. Yanıma oturduğunda hafifçe gülümsedi. "Selma, Kerem'in buralara geleceğini hep biliyordum," dedi pişkin bir sesle. "Zeki çocuk, benden almış bu tarafını."
Cevap vermedim. Öfkem o kadar derindi ki, ona bakmak bile mideme kramplar sokuyordu. Ama Kerem benden sadece orada olmamı ve sessiz kalmamı istemişti. Bir ömür boyu süren mücadelemizin finalini o kurgulamıştı devamı digr sayfda....