İzmir’in sadece sıcak ve güneşli günlerden ibaret olmadığını, kışın kopan lodos fırtınalarını yaşayanlar çok iyi bilirdi. Eşrefpaşa’nın arka sokaklarında, yağmurun adeta bardaktan boşanırcasına yağdığı bir salı akşamıydı.
20 yaşındaki Can, bir zincir pizza restoranında kuryeydi. Hayattan bıkkın, sürekli artan fiyatlardan, 1.200 lirayı bulan elektrik faturalarından ve geleceksizlikten şikayet eden, öfkeli bir gençti.
Elindeki son paket, sokağın en sonundaki, sıvaları dökülmüş, çatısı akıtan iki katlı yığma bir eve aitti. Sipariş fişinin altındaki not dikkatini çekti: ‘Lütfen kapıya sert vurun, kulaklarım az duyuyor.’ Can, motosikletinden indiğinde su birikintisine basıp ayakkabısını sırılsıklam etti. Küfür ederek kapıya yürüdü.
Kapıya üç kez yumruğuyla güm güm vurdu. İçeriden gelen tıkırtıların ardından kapı açıldı. İçerisi kapkaranlıktı. Can içeriye bir adım attığında sokağın fırtınasından daha beter bir rutubet ve dondurucu soğukla karşılaştı. Girişteki dar salonda, eski bir berjer koltukta oturan yaşlı bir kadın vardı. Müzeyyen Teyze…
Devamını okumak için diğer sayfaya geçiniz