Fotoğraf makinesini mutfak masasına bıraktım. Son karede gördüğüm binayı tanıyordum. Şehrin dışında, eski tren hattının yakınında bulunan Çınar Konukevi'ydi. Babamın ölümünden sonra annemle birlikte birkaç kez önünden geçmiş, annem her seferinde o binaya uzun uzun bakmıştı.
Fakat fotoğrafta beni asıl ürküten bina değildi. Giriş kapısının yanında duran sedyeydi. Üzerinde yüzü seçilmeyen yaşlı bir kadın yatıyordu. Sedye görevliler tarafından bir ambulansa taşınıyordu.
Ekranı yeniden açıp diğer üç fotoğrafa baktım. İlkinde annemle Feraye gençlik yıllarında bir okul bahçesindeydi. İkincisinde aynı iki kadın, yıllar sonra çekilmiş belli ki daha yeni bir fotoğrafta, küçük bir bahçede yan yana oturuyordu. Üçüncüsünde üzerinde Çınar Konukevi yazan kapının önünde annem, Feraye ve tanımadığım yaşlı bir adam vardı.
Son fotoğraf ise yalnızca iki gün önce çekilmişti.
Annem orada ne yapmıştı? Sedye üzerindeki kadın kimdi? Üstelik neden bana başka bir hikâye anlatmıştı?
Hızla ayakkabılarımı giydim. Tam kapıyı açacakken arkamdan bir ses yükseldi.Müzik Dinle
"Tomris, nereye gidiyorsun?"
Annem uyanmıştı. Koltuğun yanında ayakta duruyor, duvardan destek alıyordu. Yüzü solgundu.
Devamını okumak için diğer sayfaya geçiniz