Şebnem'le göz göze geldik. İkimizin de elinde aynı tedirginlik vardı. Zarf masanın üzerinde duruyor, sanki odadaki bütün havayı kendine çekiyordu. Annem çaydanlıktan fincanlara çay dolduruyor, radyoda çalan eski şarkıya farkında olmadan mırıldanıyordu.
"Anne," dedim yavaşça.
Ayla başını kaldırdı. Yüzünde yorgun ama yumuşak bir ifade vardı. Babamı kaybedeli bir yıl olmuştu ama onun yokluğunun evin içinde bıraktığı boşluk hâlâ her yere sinmişti.
"Ne oldu kızım?"
Şebnem elindeki zarfı anneme uzattı.
Annem bir an bakakaldı. Sonra parmakları hafifçe titredi.
"Bunu nerede buldunuz?"
"Tavan arasında," dedim. "Eski fotoğrafların altında."
Annem, babamın el yazısını görür görmez derin bir nefes aldı. Sandalyeye oturdu. Bir süre zarfı yalnızca avuçlarının içinde çevirdi.
"Babanız bunu gerçekten saklamış," diye fısıldadı.
"Açacak mısın?" diye sordu Şebnem.
Annem başını salladı ama hemen yapamadı. Önce elini zarfa değil, mutfak masasının kenarına koydu. Sanki ayakta kalmasına yardım eden bir şeymiş gibi. Ben de yanına oturdum.
"İstersen yalnız kalabiliriz," dedim.
Devamını okumak için diğer sayfaya geçiniz