Annem başını kaldırıp bana baktığında yüzündeki ifade, yıllardır tanıdığım kadının yüzü değildi. Sanki yakalanmış biri gibi değil de, çok daha büyük bir felaketin yaklaşmakta olduğunu bilen biri gibiydi. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi. Sonra ağır ağır sandalyeye oturdu ve ellerini birbirine kenetledi.
“Çünkü Derya’nın burada kalması seni bitirecek,” dedi.
“Beni bitirecek olan onun hastalığı değil, senin yaptıkların!” diye bağırdım. “İnsan kanserle mücadele eden bir kadını nasıl kapının önüne koyabilir?”
Annem gözlerini kaçırdı. O sırada salondan gelen hafif bir öksürük sesi ikimizi de susturdu. Derya odasında dinleniyordu. Onun bu konuşmayı duymasını istemiyordum. Çünkü zaten yeterince acı çekmişti.
Annem bir süre sonra dolabındaki zarfı çıkardı ve önüme koydu. “Bunu okursan neden böyle davrandığımı anlayacaksın.”
Zarfı açtım. İçinden birkaç banka dekontu, eski tarihli bir hastane belgesi ve Derya’nın adına düzenlenmiş bir vekâletname çıktı. Belgeleri tek tek incelerken kafam daha da karıştı. Derya’nın imzası vardı ama tarih, onun hastalığını öğrendiğimiz tarihten çok daha önceydi.
Devamını okumak için diğer sayfaya geçiniz